29 Aralık, 2006

MUTLU, KUTLU OLSUN.

İYİ BAYRAMLAR... MUTLU YILLAR...

Yorum olarak kalmasına içim elvermedi, yorumsuz olarak yorumu olduğu gibi yayınlıyorum, belki sizde kendinizden birşeyler bulur, o günlerinizi anarsınız.

"Yazan: isimsiz
ÖNÜM ARKAM SAĞIM SOLUM SOBE EBE!! Kim kimi niye sobeliyor, bu mesele nasıl başladı bilmiyorum ama kaynak olmaya hazırım. Üniversitelerde yemek kuyruklarında son sıraya geçmek yerine önlerde olan tanıdığın arkadaşının yanına sanki bir şey soruyor yada konuşuyor görünerek dikilirsin. Amacının sıranın sonunda olmamak olduğunu herkes bilir. Zaten herkesin yaptığı bir faaliyettir. Bu faaliyetin adına KAYNAK denir. Her şey normaldir. Kimse sırasının gasp edildiğini düşünmez. Ta ki kaynak olanın ardında da yeni bir sıra oluşana kadar. Hangisi gerçek sıradır, hangisi kaynak sırasıdır nerde başlar nerde biter artık belli değildir. Bu duruma gelindiğinde ise kızılacak tek yer vardır, o da üniversite yönetimi. Zaten yemekler de kötüdür. Protesto edilecek gelmiş geçmiş vazgeçilemez bir neden: KÖTÜ YEMEKLER. Bu bilinen hikayeyi anlattım çünkü aslında bir yazı hazırlamak istiyorum ama içten içe kaynak olduğumu da düşünmüyor değilim. Acaba yazsam mı? Yoksa üşenmeden oturup blogculara katılsam mı? Sonra zamanın hep bizim aleyhimize işlediğini düşündüm.

Nasıl olacak; sabah işe gel.. akşama kadar yoğun bir tempo ile çalış.. işten eve dönüş trafiğinde çile doldurarak eve var.. yemek yap ve ye.. iki kanal karıştırırken yat ve uyu.. Bu durumda bırakın protesto edilecek bir neden aramayı protesto edilmesi gereken bir şey var mı yok mu anlayamaz bile insan. Gerçekten hayattamıyız yoksa bir yeşillikmiyiz? Yoksa hayata kaynak olmuş gibi mi yaşıyoruz? İşte o anlarda üniversitedeki adrenelin seviyesine ulaşmayı özlüyor insan. Hani o delikanlı çağı insanın.. Ve anladım ki blog hazırlamaya yetecek kadar zaman kalmıyor. En iyisi kaynak olmak. Hazır sitede var. Kuzine beğenmediyse yayınlamaz artık. Ama bu yazı dolayısıyla hepimizin yaklaşmakta olan yeni yılını ve takiben kurban bayramını kutlayarak sağlık ve mutluluklarla başarı dilerim.

Bu dilekler kalıplaşmış klasik söylemler arasında kaybolup gidiyor. Yerini hediyeler alıyor. Hediyesiz bir temenni boş söylem olarak kalıyor. İşte tüketim toplumu olmak böyle bir şey. Ortaokuldayken (1983) rehberlik hocamız yılbaşı çekilişini tek hediye ile kabul etmişti. Kitap. Üstelik yalnızca listedeki yazarlar. Bizim oralarda kitapçı yoktu yalnızca kırtasiyeci vardı ve onlarda da listedeki yazarlardan biri bile yoktu. Nasıl bulduk hatırlamıyorum ama sene sonunda bütün sınıf değiş tokuş ile bütün kitapları okumuştu. Bana Aziz Nesin'in Tatlı Betüş'ü gelmişti.

Evde ise kuzenimin hatırına bahçeden çam ağacı diye kesilen bir çalıyı un, pamuk ve mısır patlaklarıyla süsleyip, kümesimizden verimsiz bir tavuk veya horozunun kesilmesiyle oluşturulan, yalnızca önemli misafirler ve yılbaşlarına özel olan bir menü ile içecek olarak gene o zamanlar pek kıymetli olan kola ve eksik olmayan elma ile portakalın yanında muz varsa süper olan bir yemek yenirdi. Sonra tombalaya oturulurdu. Babamın tediye dediği maaş dağıtımından kalan bozuk paraları harçlık olarak bize vermesiyle kıran kırana bir oyun oynanırdı. Ve tabi yenilmeyi asla kabullenemeyen kuzenimin feryat figan ağlamaları eşliğinde bir oyun. (Bu oyunlar yılbaşında bize verilen harçlıkları ablamlar üttürene kadar devam ederdi. Aslında kuzenimin kazanma hırsı geçene kadar desek daha doğru olur sanırım. ) Ardından TRT'nin siyah beyaz döneminde seyredilen televizyon. Yeni yıla uyuyarak girmemek için verilen çabalar sonunda seyredilecek dansöz. Bu kadar. Ama mutlu olarak bu kadar.

Çoğu şeyde olduğu gibi insanların eğlence anlayışı tüketime yönlendiriliyor. Yok kavramı yok artık. Kredi kartlarıyla ulaşılabilecek binlerce ürün. Seçim yapmamız için yapılmış televizyon, gazete, duvar panosu, ışıklı tabela, telefon mesajı, benar, takvim ve ajanda reklamları var.

Günlük esprilerimiz içinde bazen reklamlardan replikler bile olabiliyorken gerçekte neyin ihtiyaç neyin lüks olduğuna nasıl karar verebilir ki insan. Şimdinin çocuklarında sıklıkla karşılaşıldığı gibi, insan bu kadar çok ürün gördükten sonra kendisine gelen hediyeden ne kadar mutlu olabilir, hediyenin markasını ve fiyatını gözardı edebilir. ( Adrenelin artmadan çözüm yolu görünmüyor. ) İşte hepimize hediyesiz ama samimi, tüketim olmayan ama isteyene üretkenlik sağlayabilecek tekrar pahasına dilek ve temennilerim; bu yazı dolayısıyla hepimizin yaklaşmakta olan yeni yılını ve takiben kurban bayramını kutlayarak sağlık ve mutluluklarla başarı dilerim. "