20 Kasım, 2009

Bizim Evin Halleri

Bu günlerde bizim evde  neler olduğu sorulsa ben de aynen böyle anlatırdım  :))  Ben tam tersini yaptım önce Hayır dedim bastım imzayı gönderdim, sonra içim rahat etmedi, okuldan  bir form daha istedim. Bu gün son gün form elimde...  halâ kararsızım... bunaldım...



Mehmet Tezkan Milliyet Gazetesi 20 Kasım 2009 tarihli yazısı
Islak imzamı neden geri çektim..
Doktor değilim.. Domuz gribi konusunda siz ne biliyorsanız ben de onu biliyorum.. Uzmanları okuyorum, dinliyorum..
Ekrana çıkıp kesinlikle yaptırmayın diyen yok.. Kimi mutlaka yaptırın diyor kimi ortadan konuşuyor..
Doktorlarla özel sohbet ederseniz karnıyarık gibi ortadan ikiye ayrılmış haldeler..
Kimi ‘oluncu’, kimi ‘olmayıncı’..
Kafamız karıştı vesselam..
* * *
Gazetelerde ilk okunan haber domuz gribinden ölenler.. Televizyon haberlerinde domuz gribinin ‘d’si geçince herkes kulak kesiliyor.. Merak had safhada.. Ölen kaç yaşındaymış, hastalığı var mıymış?.. Tek muhabbet bu..
Herkes kendiyle, ailesiyle karşılaştırıyor..
Konuşmalar şöyle.. 30 yaşında ama ciğerinden rahatsızmış.. Daha altı aylıkmış dayanamadı gariban..
Sizin evde de durum farklı değildir.. Aylardır domuz gribiyle yatar domuz gribiyle kalkar olduk..
* * *
Kafalar karışık dedik.. Nasıl karışmasın ki.. Sağlık Bakanı ilk aşıyı vurdurarak kampanyayı başlattığı gün, Başbakan ‘Ben olmayacağım’ dedi..
Resmen dinamitledi.. Kafalar karışıktı arapsaçına döndü.. Koskoca Başbakan, bir bildiği vardır herhalde!.
Öteki de koskoca Bakan, onun da bir bildiği vardır..
Ama biri doktor..
Öteki değil..
* * *
Bölünmeye meraklı toplumuz anında ikiye ayrıldık.. Bir yanda ‘Başbakan aşı olmuyor ben de olmayacağım’ diyenler..
Başbakan’ın izinden gidenler..
Öte yanda ‘Sağlık Bakanı olun diyor olacağım’ diyenler..
Küçük çocukları, hasta yakınları, yaşlı büyükleri olanlar telaşlandı..
Aşı yaptırsınlar mı yaptırmasınlar mı?
Kırk katır mı kırk satır mı misali.. Herkes tek başına karar verecekmiş.. Tamam da doktor muyuz? Aşı nedir ne değildir nereden bilelim!..
* * *
Başbakan’ın karşı çıkışına rağmen Sağlık Bakanı kampanyayı sürdürdü..
İş öyle bir noktaya geldi ki, Bakan direnci kırmak için; ‘Salgının başındayız, tepe noktasını görmedik, risk grubuna girenler aşı yaptırsın’ diye neredeyse yalvaracaktı..
Söyledikleri mantıklıydı.. Daha kışa yeni giriyoruz.. Aralık var, ocak var, şubat var.. Sağlık Bakanı, tane tane anlattıkça, ibre aşı yaptırma yönüne doğru ağır ağır kaymaya başladı..
Başbakan’ın yeni demecine kadar:
‘Amerika’daki aşılar bizden farklı’
Haydaa!..
Şu ‘adjuvan’lı, ‘adjuvan’sız meselesi..
* * *
Geçenlerde televizyonda izledim.. İki profesör konuşuyor.. Biri ‘adjuvan’ın sakıncasını anlatıyor, aşıya temkinli yaklaşıyor..
Diğeri; “İki aşı da önümde olsa ‘adjuvan’lıyı tercih ederim, daha etkili” diyor..
Pür dikkat dinliyoruz..
Ne yapalım.. Biliyoruz ki karar anı yakın..
* * *
Geçen akşam eve gittim.. Karar anı bizim eve gelmiş.. Herkes gergin.. Oğluma okuldan form vermişler.. Evet veya hayır diyeceğiz..
Gel de çık işin işinden..
Oğlana aşı yaptırsak mı, yaptırmasak mı?
Gerginlik had safhada..
Eşim kararsız, hatta yaptırmamaktan yana..
Sen bilirsin dedi, topu attı!
Aldım sazı elime...
‘Sağlık Bakanı’na güveniyorum, inanıyorum dedim.. Sadece onlara değil hasta olmakla, aşı olmanın taşıdığı riskleri açık yüreklilikle sıralayan uzmanları da dinledim, kararımı verdim dedim.’
Ve aşı olsun bölümünü işaretleyerek bastım imzayı..
Hayırlı uğurlu olsun diyerek formu oğluma verdim; götür okula teslim et!
* * *
Önceki akşam eve gittim.. Ortalık yine gergin.. Bu meseleyi hallettik zannediyordum konu yine domuz gribi..
Ne oldu dedim..
Sınıf 23 kişi.. Sadece 3 kişinin ailesi aşıya evet demiş..
Aşı skoru şu..
Başbakan 20
Sağlık Bakanı 3..
Oğlan aşı olma yanlısıydı, hâlâ da öyle ama etkilenmiş, hafiften söyleniyor.. ‘Gazetecisin, bu işlerden anlarsın falan zannetmiştik. Sayende kobay olduk. Bak kimse yaptırmıyor.’
Vıdır da vıdır..
* * *
Eşim haberi görmedin mi dedi.. Başbakan, ‘ben de kendime göre araştırma yaptım. Ben olmayacağım ailemde de domuz gribi aşısı olan yok’ demiş..
Dedi valla..
Ailem derken torunlarını da kastetti..
* * *
Bir yandan okuldan gelen aşı skoru, bir yandan Başbakan’ın ailemden aşı olan yok demeci..
İmza attığım için kendimi suçlu gibi hissettim.. Bütün geceki muhabbet şuydu: İmzalamakla iyi mi yaptık.. Koca sınıfta üç kişi..
* * *
Sabah kalktık kaldığı yerden devam.. Eşim inandığımız doktorlara bir kez daha soralım mı dedi..
Sor dedim.. Birkaç konuşma daha.. Çok küçük değil 12 yaşında, sarsılır ama üç beş günde atlatır diyenler çoğunlukta.. Madem içiniz rahat değil yaptırmayın diyenler de..
Okuldaki aşı yaptırma skoruna..
Başbakan’ın son demecine..
Telefon raporu da eklenince..
Bunaldım.. Yeter artık dedim.. Pes ettim.. Aradım okulu ıslak imzamı geri çektim..

05 Ağustos, 2009

Ben de helal etmiyorum, hem de üç kere!

Ece Temelkuran 05/08/2009 günlü yazısı

Helal eder misiniz?

Ölülerin arkasından konuşulmayacağına dair genel kuralın gerekçesi nedir? Nasıl bir ahlaki meseledir bizi ölüye saygı göstermek zorunda hissettiren? Bugün, ölmek üzere olan ve hepimizin yakinen tanıdığı bir adam sebebiyle bu soru üzerine düşünüyorum. Ölümün herkesi, bütün günahları yıkayabilen bir mertebe olmasının nedeni ne?
Öyle sanıyorum ki yaşayanlar evrensel bir suçluluk duyuyorlar ölülerin karşısında. Saygı göstermelerinin nedeni bu. Hâlâ yaşıyor olmalarından dolayı kendilerini daha şanslı gördükleri için ölüleri, o ölüler ne günah işlemiş olurlarsa olsunlar affetmeye hazırlar.
Sıranın kendilerine gelmemiş olmasından o kadar sevinçliler ki belki ölünün bütün meselelerini kapatmaya hazırlar.

‘Acil şifalar’
Radyoda genç bir kadın haberleri okurken “Yoğun bakıma kaldırıldı” diyor. 20’li yaşlarında olmalı kız. Cıvıl cıvıl bir sesi var. Hiç düşünmeden, otomatik olarak ekliyor haberin sonuna:
“Acil şifalar diliyoruz!”
Niye? Ben dilemiyorum. Dilemeyen bir ülke dolusu, ölü ve diri insan var. Ama kızın sesi dümdüz başka bir habere geçiyor, yine cıvıl cıvıl. Bu yüzden de dilemiyorum şifa zaten.
Çünkü bu ülkede, geçmişte ve şimdide, ne olup bittiğinden habersiz milyonlarca insan var, milyonlarca daha insan olacak. Tıpkı radyodaki kız çocuğu gibi diktatörlere şifa dileyen çocuklar yaptılar bu ülkenin ölülerinden. Daha akıllı çocuklarından daha aptal çocuklar yaptılar. İşkencecileri kahraman; faşistleri ‘sevimli dedeler’ sanan çocuklar yarattılar.

Akıttığı kadar!
Dileyen dilesin, ben dilemem şifa. Akıttığı kadar kanı aksın...
Sonra da, eğer bu işin sonu ölümse, hiç tereddütsüz söylüyorum:
Hakkımı da helal etmem! Hakkını helal etmeyenlerin tarafında dururum.
Şöyle olmalı. Cenazesine gidilmeli. Sevenlerine, ailesine saygılı bir biçimde içeri girilmeli, sessizce. Yan yana durulmalı, saf tutmalı.
Öylece durmalı ve bütün törenin olup geçmesini beklemeli. Çünkü nihayet imam soracak:
“Hakkınızı helal eder misiniz?”
Cemaatin içinde bağırıp çağırmadan sesimizi çıkarmalı:
“Helal etmiyorum”
Hakkınızı helal eder misiniz?
“Helal etmiyorum!”
Hakkınızı helal eder misiniz?”
“Helal etmiyorum!”
Türkçe, Kürtçe, Ermenice...
Sonra da kirli tarihin cenaze törenine hiç değilse üç kere ses vermiş olarak oradan çıkıp gitmeli. En azından bu. En azından... Onca ölü dost, anne, baba, kardeş, evlat, kız çocuğu, oğlan çocuğu için... En azından bu. Türkçe ve Kürtçe. Ermenice ve Lazca... Bu toprağın her dilinde “Helal etmiyorum” demeli. Neden mi?

Üç kere!
Çünkü eğer ölülerin karşısında suçluluk duyacaksanız yaşadığınız için, o ölü, bu ölü değil. Onlar burada değilken hâlâ yaşadığınız için suçluluk duyduğunuz başka ölüler var, ölmemiş olması gereken çocuklar. Durulacaksa onların karşısında terbiyeli durulmalı. ‘Ölüye saygı’ diye bir sessizlik bastıracaksa onlar için susun. Bari onlar için ‘şifa dileyenler’in, ‘hakkını helal edenler’in içine katılmayın.
Bari bunu yapabilin.
Ve eğer ölüp gitmiş arkadaşlarınıza, bu ülkenin yok edilmiş bir nesline, düşündüğü için kafası kesilen onca insana... Yani bu memlekete birazcık saygınız, azıcık sevginiz varsa siz de hakkınızı helal etmezsiniz. Etmemeli. Hem de üç kere! Onu üç kere helallik vermeden göndermelisiniz...

19 Mayıs, 2009

Yakında




Yeniden aranıza geliyorum :) unutulduk mu?

25 Ekim, 2008

İNADINA

İNADINA YAZMAK GELDİ İÇİMDEN...

HİÇ DE YAZACAK DURUMDA DEĞİLKEN, İYİ Kİ DOĞDUM BEN DEDİĞİM GÜN BABAMI KAYBETMİŞKEN, ACISINI HALA YAŞIYORKEN, DEĞİL YAZMAK, OKUMAK BİLE İSTEMİYORKEN, İNADINA YAZMAK GELDİ İÇİMDEN.

BUNDAN BÖYLE HER GÜN NEREYE,KİMLERE ULAŞACAKSA, NE
YAPILACAKSA, İNADINA YAZMALI...

12 Temmuz, 2008

Kurabiye

24 Haziran, 2008

03 Mayıs, 2008

2008 Hıdrellez



Artık gelenekselleşen, blog yazmaya başladığımdan bu yana her yıl yazdığım Hıdrellez yazısı. Online Dileklerinizi yazmayı unutmayın :)

Hepinizin bahar bayramınız kutlu olsun, bütün güzel dilekleriniz gerçek olsun.

18 Mart, 2008

BÖĞÜRTLEN MARMELATLI KURABİYE




Özlediğim bloglardan biri Mutfak Güncesi Şaziye'nin reçelli kurabiyeleri. Bu defa böğürtlen marmeladı kullanmanın dışında hiçbir değişiklik yapmadan tarifini uyguladım.

Katmerli poğaçaları gibi mutlaka denenmesi gereken, ağızda dağılan, fındıklı ve marmelatlı kurabiyeler.


07 Mart, 2008

Dünya Emekçi Kadınlar Günü



Bu gün, her yıl bütün dünyada çeşitli sloganlarla kutlanmakta ancak tarihsel önemi ve anlamının içi boşaltılmaktadır. Yılın yalnızca bir gününde kadınların ağzına bir parça bal çaldığı Dünya Kadınlar Günü adıyla anılmaktadır.

  • 2005 yılında Bursa'da tekstil fabrikasında, kapılar üstlerine kilitli olduğu için yanarak can veren beş genç kadın;
  • 2007'de toplayacakları fındıktan kazanacakları 20-25 YTL uğruna Giresun'a giderken hayatlarını kaybeden tarım işçisi kadınlar;
  • Ceylanpınar'da süt sağarak günlük 7-8 YTL kazanmak üzere minibüsle giderken dereye düşen 12-15 yaşındaki kız çocukları;
  • sigortasız, zorunlu fazla mesailerde çalıştırılan tekstil işçileri .....

Bunlar unutularak, son yıllarda ise kadın kadına karşılıklı göbek atarak eğlenilecek bir gün gibi kutlayanlara bir hatırlatma olsun istedim.



Tarihçe
Kaynak Vikipedi, özgür ansiklopedi
8 Mart 1857 tarihinde ABD nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine 100 bini aşkın kişi katıldı.
26- 27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka'nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın "Dünya Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.
İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı ve değişen tarihlerde fakat her zaman ilkbaharda kutlanıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanışı 1921'de Moskova'da gerçekleştirilen 3. Uluslararası Kadınlar Konferansı'nda gerçekleşti. Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960'lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde de kutlanmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart'ın "Dünya Kadınlar Günü" olarak kutlanmasını kabul etti. Sendikalar yıllarca bu önemli günde kadına yönelik ayrımcılığı daha güçlü olarak dile getirdi.

04 Mart, 2008

PASTACIKLAR




Daha önce yapmış olduğum benzerleri;
http://bizimkuzine.blogspot.com/2007/02/blog-post_16.html
http://bizimkuzine.blogspot.com/2007/02/blog-post_07.html
http://bizimkuzine.blogspot.com/2007/10/ilolatali-pastacik.html
http://bizimkuzine.blogspot.com/2007/03/blog-post_17.html

23 Şubat, 2008

Hoşgeldin İdil bebek



Yazmadan olmuyor :) ikinci kez teyze olacağım müjdesini vermiştim. Güzeller güzeli İdil bebeğimiz 15.02.2008'de dünyaya geldi. (Yazmaya ancak zaman bulabildim)




Yazmayı unutmuşum :)
kurabiyeler her zaman hazırladığım kurabiye tarifinden 2 ölçü hazırladım yarısı portakal aromalı yarısı zencefilli yaklaşık 130 tane kurabiyemiz oldu.
Hepsini pişirmek için pastane fırınından yardım aldık. Annenin, babaannenin, anneannenin, küçük teyzenin, büyük halanın, yardımcının, hatta pastacı yamağının... yardımlarıyla hazırladık.
Kurabiyelere devam etmek üzere masada bırakıp kontrole gittiğimizde, İdil bebek sürpriz yapıp 5 gün öncesinden dünyaya geldi :))

14 Ocak, 2008

BİRKAÇ YAŞ DAHA




Geçen yıl heyecanla kuzine birkaç yaşında yazımı yazdım. Son sözüm; "daha ne kadar sürer? bilemiyorum ama çoğalan arkadaşlarla, arkadaşlıklarla devam etmesini isterim..."olmuş.

Yine çoktan geçen birkaç yaş yazısı.

Yeni öğrenmeye başladığım şeker hamuru ile modelleme merakımı destekleyip, pes etmeden, gayret etmem için yüreklendirdiniz.

Yaşadığım tatsız olayda beni yalnız bırakmayarak, desteğinizi esirgemeden, gücümü hatırlattınız

Bütün güzel günlerimizi, en güzel dilek ve dualarınızla paylaştınız.

Geçen günlere özlemlerimizi paylaştık, (Beynelmilel ile kuzineli ev ile pembe domates ile kuru yufka ile...)

Çiçek biberi bilir misiniz? diye sorduğumda İncirce Selin'in biber tohumunu bulup göndermesi, blog arkadaşlığının en güzel ifadesi oldu. (fotoğraftaki tohumlar)

Kuzine'yi izlediği bloglar, sürekli izleyenler için yazıyorum sanıyorken, gelen ziyaretçileri gördükçe şaşırıyorum. Laz Böreğini, hamsili pilavı... ararken Kuzine'yi bulup, gelen yüzlerce ziyaretçiyi şaşkınlıkla izliyorum.

Her gün gelen ziyaretçilerimi görüyorum, ama ben tanıdık bloglar arar oldum. Kapanan blogları özledim, Mutfak güncesi Şaziye'yi özledim, Matilda'nın yazılarını özledim, ilk blog yazmaya başladığım günlerde sık sık ziyaret eden Hande'yi özledim, Sincaplı mutfağı olan Behiye'yi özledim, Ece'yi özledim...artık sıklıkla ziyaretime gelmeyenleri özledim.

Evet çoğaldık hem de çok çoğaldık neredeyse her gün hiç okumadığım bloglarla karşılaşıyorum, farklı isimlerle. Sonra gördüm ki bu blogların bazılarında, başkalarının fotoğrafları ve yazıları bir kaçında da ise benim yazılarım, fotoğraflarım.

Öyle ki Karadeniz yemekleri etkinliğine katılarak benim yazımı yayınlayanına bile rastladım. Bunlar benim fark edebildiklerim kim bilir daha nerelerde benim yazılarım kullanılıyor. Bunları gördükten sonra yazmak gelmedi içimden. Ufuk "pilavdan dönenin kaşığı kırılsın" demişti, kaşık kırılıyor gibi.

Yaptım kendini bilmezlik açtım bir blog, yamak olmaktan öteye gidemeden, bildiklerimi yazdım, çoook şeyler öğrendim sizden, öğrendiklerimi paylaştım, içimden geldiği gibi yazdım. . .

Kuzine sizde nasıl izlenim bıraktı ? kapatsın mı artık bu sayfayı ?

02 Ocak, 2008

GÜLLÜ PASTALAR







Ayni pastaları tekrarlayıp durur oldum. Uzun zamandır yazmıyorum sanmayın ki boş oturuyorum. Bildiğiniz pastaları tekrar tekrar yapar oldum, bu da örneği.

29 Aralık, 2007

MUTLU YILLAR




Mehmet Saygın'a ait Çizgiliblog'dan

19 Aralık, 2007

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN


BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

29 Kasım, 2007

ESRA İÇİN MİNİK PİZZA ve AÇMA



Bir gün; böyle tarif yayınlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Bir çok blog duygularımızı dile getirdi, çoğuna katılıyorum. Esra ile fazla paylaşımımız olmadı, bloğunu tarif almak için her görüntülediğimde; gencecik, hayat dolu, herşeyini paylaşmak isteyen, genç bir öğretmenin öylece bırakıp, aramızdan ayrılmasına içim acıyor.

Esra, her tarif için bir hikayesini yazmış, benim seçtiğim tarife şu cümlelerle başlamış ;

"Sanırım çok bunalım takıldım son günlerde. Umarım çok sıkmadım sizi. Ama demiştim ya ailem gibi oldunuz. Kime anlatayım? kime dertleneyim ve naz yapayım? Tabi ki siz
Bu süre zarfında en büyük ilacım blog arkadaşlarımın sayfalarını gezmek ve yorumlar bırakmaya çalışmaktı. Fark ettim ki çok arkadaşım olmuş. Mutlu oldum. Hem de çok. Gezerken eğlendiğimde oldu hüzünlendiğimde. "
...



Açma ve Minik Pizzaların tarifleri, Esra için hazırlanan KEVGİR ÖZEL SAYISI'nda



26 Kasım, 2007

ÖĞRETMENLER GÜNÜ PASTALARI



Sınıf öğretmenlerinin, Öğretmenler Gününü kutlamak için öğrencilerin sürpriz pastaları.
Kakaolu pandispanya, çikolatalı krema ile hazırladım. Üzerine gıda boyası ile renklendirdiğim yenilebilir şeker hamuru ve alelacele hazırladığım çiçek buketi.
Yapımının çok kolay olacağını düşünerek başladım ama sonunu getiremiyeceğimi sandım. Çok uğraşmama rağmen istediğim kadar düzgün kitap görünümü olmadı. Biraz yıpranmış oldu ama çocuklar bu haline de bayıldılar :) Etiketin üzerine dilediklerini yazmak üzere boş bıraktım.



Öğrenci sayısı fazla olunca büyük bir pasta yapmak yerine ikinci bir pasta hazırladım. Yine kakaolu pandispanya, çilolatalı krema ve damla çikolata kullandım. Üzeri çikolata ganaj ile kapladım, yenilebilir şeker hamurundan hazırladığım çiçekler kullandım. Çikolata sertleşmeden çiçekleri yerleştirmek zorunda kaldım:)




Bu pastanın böyle kocaman göründüğüne bakmayın :) 17 cm çember kullanarak, küçücük 3 katlı kakaolu pandispanya, çikolatalı krema, üzeri için yenilebilir şeker hamurundan fiyongları hazırladım.

İlk yaptığım facia paket pastadan sonra :) Su'nun, öğretmeni için yaptığım bu paket pasta sanırım biraz daha düzgün oldu.

14 Kasım, 2007

KIŞ HAZIRLIKLARI, KURU YUFKA



Kış hazırlık tariflerini yazmak için epeyce gecikilmiş bir etkinlik oldu :) yenilmeye başlanılan, hatta bazıları şimdiden biten kış hazırlıkları için, çocukluğumdan özlemle hatırladığım kuru yufkayı konu olarak seçtim kendime. Kışa ve özellikle ramazan günlerine telaşla yetiştirilen, koşuşturma içerisinde bir kaç eve birden yardımlaşılarak açılan, odun ateşinde mis gibi kokular içinde yapılan kuru yufkalar.

Çocukların ateş ve hamurların yanına yaklaşılmasına izin verimezken, yavru kediler gibi merakla, yufkaların açılmasını, mis gibi odun ateşi ile karışan yufkanının dayanılmaz kokusuna yalana yalana uzaktan izlememize izin verilirdi :)

Annemin çok şey öğrendiği becerikli, tatar göçmeni, komşu ciciannemiz, acınaklı bakışlarımıza dayanamayıp, bir yufkanın arasına, biraz sanayağ sürerek bize uzattığında ise boğazsız ben, yemek yemeyen ben... nasıl yerdim.

Yufkalar açılır, işler kolaylanır sabırsızlıkla beklenilen ana sıra gelir. Demlenen yorgunluk çaylarının yanına saç üzerinde yapılan gözlemeler, sohbetler, kahkalar arasında yenilirdi. Yıllar sonra bu özlediğim kokuyu ve lezzeti kuzeli evden yazımda sizlere yazdım.

Ama bu defa yerler değişmiş, hamuru elleyebilen, oklava tutabilen, yufka pişirebilen ben etrafımızda ayni bakışlarla, sabırsızlıkla izleyen çocuklar...

İşte orada hazırlanan yufkalarla yaptığım börek ve de tarifi. Kuru yufkayı özleyenler için.




4-5 adet kuru yufka su ile ıslatılarak, yumuşatılır. Bu yufkalarla istediğiniz börek harcını, hazırlayarak istediğiniz yöntemle pişirebilirsiniz. İsterseniz sıvıyağ, yumurta, süt ile fırın tepsinize döşeyerek fırınınızda pişirebileceğiniz gibi, tavanıza döşeyerek tava böreği de yapılabilir.

Ben kısa zamanda hazırlandığı için tavada yaptım. Yufkaları tavaya yerleştirip, her kat arasına bir kasede hazırladığım, süt, sıvıyağ ve çırpılmış 1 yumurtayı karıştırarak fırça ile sürdüm. Orta katın arasına ise hazırladığım ıspanaklı harcı yaydım. Kısık ateşde bir süre altını kızartarak bir düz tabak yardımı ile ters-yüz yapıp, diğer tarafının kızarmasını sağladım.

Severim kış hazırlığını, Daha önceki yazımda nasıl abartarak domates konservesinin nasıl yapıldığını yazmıştım okuyanlar hatırlar :))

Dondurucuya yaz sebzeleri ve meyvelerini hazırlar koyarım. Taze fasulye başta gelir, sivri biber, dolma biber, közlenmiş kırmızı biber, közlenmiş patlıcan, bamya, mısır, taze barbunya gibi sebzeleri, böğürtlen, kırmızı erik, vişne, şeftali gibi dondurulmaya uygun meyveleri zamanında alır, sebze vakumlama ve paketleme aleti kullanarak, alışkanlık halinde her yıl dondurucuya hazırlarım.

Başka ne yaparım? turşu sever ben daha önce tariflerini verdiğim turşular hazırlarım. Merak ederseniz;

03 Kasım, 2007

ÇİÇEK DOĞUM GÜNÜ PASTASI



Kızımın doğum günü için hazırladığım pasta. Aslında kendisi Heartagram işareti olan siyah bir pasta istemişti, hatta bunun için hazırlık bile yaptım ama hiç içimden siyah şeker hamuru kullanmak gelmedi. Biraz benim ısrarım sonucu çiçekli, puanlı çok kısa zamanda bu pastayı hazırladım.

Nice nice yıllara Su'cuğum :)))

29 Ekim, 2007

187. sayfa


İngiltere'den Mektuplar yazan Fatma'nın 187. sayfa sobesi.Tahsin Yücel'in Kumru ile Kumru adlı kitabını ikinci kez okurken geldi. Bir çoğunuz okumuşsunuzdur. Köyden kente göç hikayesi içinde değişimi, tüketim toplumunu ve getirdiği insan ilişkilerini masalsı bir dille anlatıyor.



Tahsin Yücel'in Kumru ile Kumru adlı kitabından 187. sayfa alıntısı

"Bilal dayı reklamlardan ders alın diyor ya nesinden ders alayım ben bunun?" diyordu Kumru. Bir başka reklamda, bu kez bir hanım, bir çamaşır makinesini çalıştırıken, görünmeyen bir adam adını pek anlamadığı bir çamaşır makinesinin büyük parçaları rahatça yıkadığını söylüyor, kadın makineden kocaman kırmızı bir kumaş çıkarıp birçok kez katlayarak bavula koyuyor, arkasından, çok kalabalık bir yerde büyük mü büyük bir Türk bayrağı açılıyordu. Kumru gene şaşırıp kalıyor, "Hoppala paşam, Malkara Keşan!" diye söylenerek uzaktan-kumandaya basıyor, Hakan'ın okuldan dönmesini bekliyordu.

Hakan annesinin sorularına gülüyor, "Ha o mu, reklam işte: çamaşır makinesinin içinin çok geniş olduğunu anlatıyor," diye yanıtlıyordu.
"Ya o bayrak, o kalabalık?"
"Reklam işte: bayrak çok büyük olduğuna göre, makinenin içinin de büyük olduğunu gösteriyor." "Peki, o kalabalık ne oluyor?"
"Bayrağı statta açıyorlar, milli futbol maçında."
"Hoppala paşam, Malkara keşan!" diyordu Kumru, başka soru sormuyordu.

*****

Ben de Nenoni'yi ve de Oya'yı sobeliyorum.

21 Ekim, 2007

YENİ EV PASTASI VE KURABİYESİ




Yeni evine taşınan halama hazırladığım, yeni ev pastası ve Ev kurabiyesi. Bilinen portakal aromalı, kakaolu 4 katlı pandispanya, çikolatalı krema, toz gıda boyası ile renklendirdiğim yenilebilir şeker hamuru.

(Pandispanyayı detaya girmeden geçiştiriyorum, isteyen olursa ayrıntılarını yazarım)

Kurabiyeler ise zencefilli daha önce tarifini yazdığım kurabiye tarifi ile yarım ölçü hazırladım.

Ev şeklinde kurabiye kalıbını yine hanimişin tekniğinde, Nenoni ile beraber yaptık. Gıda boyası ile renklendirdiğim yenilebilir şeker hamuru kullanarak kapladım. Çiçekler, yapraklar yenilebilir şeker hamuru.


Perdeleri başka renkli şeker hamurundan hazırlasaymışım daha anlaşılır olurmuş, bir de yine şu çiçek takıntısından kurtulsam iyi olurmuş. Hepsini yerleştirdikten sonra pastanın üzerinin çok kalabalık olduğunu farkettim.

20 Ekim, 2007

MODİFİYELİ YEĞEN PASTASI:)

İYİKİ DOĞDUN TEK YEĞENİM, NİCE NİCE YILLARA...



Bu gün doğum günü olan yeğenim için hazırladım. Her zaman yaptığım 4 katlı, kakaolu, portakal ve vanilya aromalı pandispanya. Ara katlarında çok çilolatalı krema ve muz kullandım. Mavi toz gıda boyası ile renklendirdiğim şeker hamuru ile kapladım.

Biraz daha büyüyünce kendisinin de almak istediği Gökhan abisinin modifiyeli tosbağasının fotoğrafından Nenoni'nin yardımları ile kopya çekerek şeker hamurunun üzerine, Ufuk'un tekniği ile çizdim ve hamurunu modifiyeledim :) eee acemi işi bu çıktı ortaya.

Zencefilli kurabiyelerin kalıplarını yine Nenoni yardımları ile ben hazırladım. Yatılı okuldaki arkadaşlarına getirsin diye..



Gökhan abisinin Modifiyeli Tosbağası

14 Ekim, 2007

YE#27 KARADENİZ YEMEKLERİ

Karadeniz Yemekleri etkinliği için yeni tarif ekleme zamanım olmadı. Etkinliği takip edenler için Laz Yemekleri Kategorisindeki fotoğraflarıma ve yazılarıma link verdim.

Etkinliğe katılan bir bloğun Laz Böreği tarifimi orjinalini bozmadan denemesi memnunluk verici ancak o kadar orjinali bozmadan denemiş ki :)) fotoğraf hariç yazımın tamamını copy-past yaparak yayınlaması, kendi deneyimlerini yazmak varken ne kadar etiktir acaba ?

Tariflere konu başlıklarından ulaşabilirsiniz.

LAZ BÖREĞİ



KARA ÜZÜM PELTESİ (PAPA-PEPEŞURA)



HAMSİLİ PİLAV





TURŞU KAVURMASI




HAMSİLİ EKMEK




KARALAHANA EZMESİ




11 Ekim, 2007


Ramazan Bayramınız kutlu olsun.

Önceki Kayıtlar

Blogger Template by Blogcrowds