26 Eylül, 2006

KARA ÜZÜM PELTESİ (PAPA)



Turşu tarifi beklenirken pelte tarifi. Geç kaldım biliyorum ama finduk finduk projesi için. Zamanında kıymetini bilemediğim kara üzüm. Çocukken oturduğumuz lojmanın kapısının önünde kara üzüm salaşı vardı.

Toplayıp yemek aklımıza bile gelmezdi. Çocukluk; üzümlerin içini yiyerek kabuklarını birbirimizin yüzüne atarak savaşırdık. Annemin bize uzun uzun yalvarmalarından sonra O'na kara üzüm toplardık. O'da bize bunu yapardı.





KARA ÜZÜM PELTESİ (PAPASI) 3 kişilik

  • 3 su bardağı kara üzüm suyu
  • 2 yemek kaşığı mısır nişastası
  • 1 su bardağı şeker
  • kavrulmuş fındık


Mısır nişastası, şeker ve üzüm suyu karıştırılarak pişirilir, pelte yapılır. Kaselere aktarılır. Üzerlerine kavrulmuş, iri çekilmiş fındık eklenir.

Not: Her hakkı
bloglararası fındık projesine aittir. Bu yazımla ilgili hiçbir maddi talebim olmayacaktır.

15 Eylül, 2006

KIYMALI MAKARNA

Makarna ye ve Finduk finduk etkinliklerine değişik bir tarifle katılmak istedim, denemek üzere birkaç tarif de bulmuştum ama yapmaya zaman bulamadım.
Bu; hepinizin bildiği en kolay kıymalı kelebek makarna. Bu da daha önce yapılan Taze Makarna tarifi.
Kışlık turşularımı yaptığımda yeni tarifler gelecek.

11 Eylül, 2006

BİRAZ ABARTTIM SANIRIM , FEEMİ GELDİİİ

Tatlı tatlı tatil yazılarını yazıyordum, havaların birden değişmesiyle, bıraktım gezi yazılarını, oysa anlatacak ne kadar çok şeyim vardı. Şimdi kışa hazırlıklanıyorum, nedense de çok severim kışa hazırlanmayı.

Şimdi tam zamanı olgun domateslerden istenilen miktarlarda alınır, Benim ne kadar aldığımı sormayın ben galiba abarttım :)) Akşam pazarına gittim erik domateslerden aradım küçük ve eziklerdi, bende ayni fiatta olan kocaman kocaman Çanakkale domateslerinden aldım:) tezgahın önüne seçerek dizilen, domatesler kalmıştı. Baktım hepsi çok güzel, eziği yok hepsini alıyorum, tartarmısınız dedim :)) tarttılar 70 kg geldi :))) hiç o kadar geleceğini tahmin edemedim, geri de bırakamadım, baktım arabaya taşıyorlar, annem şaşkın ben şaşkın domatesleri aldık, sonra ne mi yaptık? bütün bir Cumartesi 70 kg domatesle uğraşarak, annemin söylenmelerini dinleyerek, kendi kendime kızarak geçti ama yorgunluk gidince "iyi ki yapmışım dedim" kendime.

Domatesler (70 kg) yıkanır, sıcak suya atılarak kabuklarının daha çabuk ve ince soyulur. Soyulan domatesler küp küp doğranır. Doğranan domatesler, kavanozlara doldurulur, (sıkıştırılarak doldurulur) üzerlerine çay kaşığının ucu ile tuz eklenir. Kavanozların ağız kısımları temizlenir ve kapakları sıkıca kapatılır. Daha sonra 1 saat kadar kaynatılır. (Kaynamaya başlamasından 1 saat)

(Fotoğraflar işin yarısında çekilmiştir bir bu kadar daha konserve çıkmıştır)

Pazar günü babama verdiğim sözümü tuttum. Hıdırelleze gitmek istediğimiz Fehmi' lerin köyüne gittik, yola çıkarken hava kapalı, yağmurluydu, Bartın'da kızı karşıladı bizi köylerine doğru yola çıktık.

Çok uzun yıllar sonra gördüm Fehmi amcayı, hiç yaşlanmamış dimdik ayakta ayni güleç yüzlü, çipil çipil mavi bakışlı, çocukları çalışmak için başka şehirlere gitmiş, yalnız kalmışlar kocadık biz diyor ama hiç de kocamamış. Bu dünya tatlısı küçük kız en küçük torunu.

Annemler bizi Fehmi amca'ya bırakıp sinemaya akşam matinesine giderlermiş. Bunu da dün öğrendim. Hiç hatırlayamadığım akrabaları hastahaneye geldiklerinde bizde kalırlarmış, onlar küçükken yaptıklarımızı hiç unutmamışlar, çocukluğumuzu dün gibi hatırlıyorlar, onlar anlattıkça şaşıp kalıyoruz, biryandan da gülüyoruz pek de yaramazmışım. Eskilerden konuşuldu, uzun zamandır haber alınamayanlardan haberler alındı, köydeki işsizlikten, gençlerin göçtüğünden bahsedildi.

Evleri şimdilerde kaldımı bilmem mutfağında ocağı olan köy evlerinden. Serin puslu bir günde ocağın başında oturup, bütün maharetini sergileyen Femi amcanın hanımının gözleme yapışını izledim.

Çenesinin kırıldığını hatırladım, kocası Feemi kırmış çenesini, korkutmak için vurmuş ama ne kadar güçlü kuvvetli olduğunu unutmuş, çenesi kırılmış kadıncağızın, utangaç utangaç getirmişti bize; annem doktora getirsin diye. Şimdi diyor hanımı; ben furuyom (vuruyorum) valla başına başına diyor :)) güldürüyor bizi.

Dayanamadım, odun ateşi ile yapılan mis gibi kokan gözlemelere fazlasıyla yenildi, öğle sonrası güneş açtı, köyün içinde ve ırmak kenarına yürüyüş yaptık. Üşümeseydim ayağımı suya sokup fotoğraf alırdım dedim, teyzelerden biri ben senin için ayaklarımı suya sokarım dedi izin aldım fotoğrafını yayınlamak için.

anlatıyor bıldır yaptım odunları diyor, bu yıl da yeter.

06 Eylül, 2006

EVCİLER KÖYÜ, AYAZMA

Sıcaklığın 40 dereceyi gösterdiği günlerden birinde bu kez deniz yerine, kaz dağlarına gittik. Bayramiç ilcesi, Evciler Köyü, Ayazma.
Gözalabildiğine Elma, Şeftali, üzüm bahçeleri arasından geçerek Ayazma'ya gidiliyor. Şimdi itiraf ediyorum bir bahçeden eee... bir miktar kadar elma ve bir miktarda tüysüz şeftali ALDIK ama eee...sahibi ortalarda yoktuda onun için izinde falan alamadık :)

Ağaçlardan gökyüzünü göremezken, taşların arasından fışkıran buz gibi berrak, suların hızla akan sesleri. Buz gibi derken mecazi anlamda değil abartısız, şu fotoğrafı çekebilmek için ayağımın suyun içindeki bölümünün donduğunu sandım.

Yoldan aldığımız, kekik kokulu, kuzu pirzola ve şişlerle vede yoldan aldığımız elmalarla tadı damağımızda kalan piknik yaptık :)

Yol üzerinde nedense bana hiç yabancı gelmeyen Evciler köyü. Hem de gördükçe daha önce görmüş gibi geliyor. Sonra hatırladım ki daha önce çalıştığım iş yerinden bir arkadaş; çalıştığı o şehri hiç beğenmez bize hep köyünü anlatırdı. "Köyünün nasıl yeşil olduğunu, havasının tertemiz olduğunu, heryerden buz gibi içme sularının aktığını anlatırdı. Bizim peynirlerimiz şöyle güzeldir, bizim zeytinlerimiz böyle güzeldir, meyve bahçelerimiz vardır, sebze bahçelerimiz de vardır" der köyünü de öve öve bitiremezdi. Bize nasıl anlatmışsa buraları görünce hatırladım.

Ayazma dönüşü, görüştük emekli olmuş mutlu, mesut köyünde yaşıyor. Köyü de anlattığı kadar varmış, haklıymış.
Bize küçük sepetle şeftali vermek istediğini söyledi. Ne kadar teşekkür ettiysek, bizde de var dedi isek de (habersiz aldık diyemedik) Sepet diye ikna ederek bir büyük kasa tüysüz şeftali verdi. (yeri gelmişken çocukluğumdan beri Fransız şeftalisine neden Nektar denildiğini anlayamıyorum)
Mis kokan kaz dağlarından Behramkale yoluna girerken eee buralardan da peynir almalı birkaç teneke taze taze iyi olur :) dedik de alamadan döndük.
Bu yazılar bööyle sürüp gidecek gibi. Aslında bu bölümleri yazmak için can atan, konuk yazarlık yapmak isteyen kardeşimden yazı çıkmayınca iş bana düştü, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper acele cevap beklerim yazısı çıktı.

05 Eylül, 2006

ZEYTİNLİ BAHÇE, ASMADA YAPRAĞINDA SARDALYA

Behram kalenin serin sabahlarını, kadırga koyunun muhteşem denizinin keyfini yaşarken çevreyi de gezdik. Kadırga'dan çıkıp Küçükkuyu yönüne doğru giderken keşfettiğimiz küçük salaş balıkçı lokantası. Yol üzerinde derme çatma yazılı YAPRAKTA SARDALYA BULUNUR yazısını görünce, hiç düşünmeden durduk ve bahçeye indik.

Deniz kenarında Zeytin bahçesi, salaş şahane bir bahçe. Adı da Zeytinli Bahçe :) Ailece çalışıyorlar, hiç tatmadığım lezzetini merak ettiğim asma yaprağında sardalyanın yapılışını , merakla izledim, dönünce denemek üzere (sardalya nerden bulabileceksem)

Birçoğunuz gibi hamsili ekmeğin nasıl yapıldığını, lezzetini bilmiyorsanız; bende asmada sardalya bilmiyordum. İşte yapılışı;

Izgaranın altına salamura asma yaprakları dizilir, üzerlerine kılçıkları ayıklanmış salamuralar dizilir, üzerine bahçenin küçük çocuğunun bir koşu toplayıp getirdiği domates ve biberlerden konulur, sızma zeytinyağ gezdirilir, üzerlerine tekrar salamura asma yaprağı kapatlılır, kor odun ateşinde ızgara yapılır.


Sonrasını siz hayal edin bakalım nasıl yenir? Bilemediğimizden içinden balıkları çıkarıp yemeye çalıştık ertesi gün yaprağa sarılarak da yenilebileceğini öğrendik.

Akşam üzeri tesadüfen farkettiğimiz Zeytinli Bahçe'de ertesi günümüzün tamamını geçirdik, yolunuz düşerse mutlaka uğramalı, çok makul fiyatlarla gözünüzün önünde bahçelerinden toplayarak yapılan salatalarından, balık çeşitlerinden tadmanızı öneririm.