31 Ocak, 2007

Bilinmeyen 5

Tuba, Kübra, Nenoni ve Behiye tarafından, hakkımda bilinmeyen beş şeyin yazılması istendi, kendini anlatmak zor, zaten hiç sevmem ben var ya ben, böyleyim, şöyleyim diyen şahsiyetleri, nasıl endişeleri varsa... şimdi ben varya ben diye başlayım da siz de sinir olun bana :))

Gizlenmediğim halde kim olduğumu, ne iş yaptığımı çok merak edenler olduğunun farkındayım, abartarak araştırdıklarını görüyorum. Merak edenlere başka hiç bir yerde yazmıyorum, nerde öyle yetenek.

  • Ben varya ben; sanıldığı gibi neşe doluyor insan lay lay lom falan değilim sinirli, asabi biriyim. İnsan seçmem diyemem, seçmediğini söyleyenin de samimi olmadığını düşünürüm. Dili, dini, ırkı, düşüncesi için insan ayırmam ama yalanı pembe bile olsa ve yalancıları, çıkarları için yalakalık, dalkavukluk yapanları, arkadaşlığı kullanmaya çalışanları, ne oldum ben delisi insanları, fırsatçıları, ikiyüzlüleri... (daha da uzatabilirim aslında) hiç ama hiç sevmem, sevmediğimi de hiç saklamam, beni sevmelerine de izin vermem yoklarmış gibi davranırım. Bunu anlamam hiç de zaman almaz kendimi bile korkutacak şekilde gelişmiş ön sezilerim var. Önceleri önyargılı olduğumu sanıyordum. Hiç tanımadığım birinin bir sözünden, yada bir bakışından hemen yakalarım, hiç gözümden kaçmaz o an bitmiştir ağzı ile kuş tutsa yaranamaz. Kimin için ne için olursa olsun haksızlığa dayanamam, gözüm karadır, dalarım :)
  • Merak edenlere çocukluk anılarım olarak anlattığım yer Zonguldak, şu an çalıştığım yer de Zonguldak biz Nenoni ile birlikte ayni iş yerinde çalışıyoruz ne iş yaptığımı merak edenlere bu aralar hiç bir iş yapmıyorum, oturuyorum, eski tabirle kızaktayım. Masanın öbür başına oturunca başka türlü bakılıyormuş.
  • İyimser, pembe gözlüklü biri değilim ama yapılacak her şey yapılmış, yinede sonuç istediğim gibi gelişmemişse bunda bir hayır olabileceğini düşünürüm. Çoğu zaman çok üzüldüğüm, çözüm bulamadığım konulara bir süre sonra iyi ki öyle olmuş dediğim olmuştur.
  • Mutfak dışında boya, badana gibi işlerle uğraşmasını severim :))
  • Elbette iyi yönlerimde var ama anlatıp da kendimi övemem, utanırım.
  • İşte bu kadar aklıma geldikçe eklerim buraya birşeyler. Eklenecek birşey varmı Nenoni :)

Şimdi İngiltere'den Mektuplar yazan Fatma'yı ve Sibel'in Kahvesinden Sibel'i sobeledim.

Eklenti: Ece ve Rüzgârı'nı yazan Ece'yide sobeledim hadi bakalım :))

18 Ocak, 2007

HAFTA SONU KAÇAMAKLARI

İki kişilik rulo pasta, Geçen hafta sonu üstüste sınavlardan sıkılan Su için yapıldı. Bir dönem canımızın istediğini bulamadığımız bir maden kasabasında yaşarken uydurduğum iki kişilik rulo, nutellalı, muzlu pasta. Çok kısa zamanda yapılabildiği için meraklısı yararlanabilir. Bu tüller de ne böyle, bu ne süs? derseniz; hepsi sizin için :))


KÜÇÜK RULO PASTA
Ön hazırlık olarak mini fırın tepsisine (30x30cm boyutlarında) pişirme kağıdı kesip, yerleştirin, fırınınız 170 dereceye ayarlayarak, ısıtın.
  • 2 yumurta, 2 tepeleme yemek kaşığı toz şeker mikserle yaklaşık 5 dk kadar yüksek devirde çırpılır.
  • 2 tepeleme yemek kaşığı un ve bir çay kaşığı kabartma tozu yavaş yavaş karışıma eklenir, karıştırılır.
  • Hazırlanan fırın tepsisine dökülür ve spaltula ile eşit olacak şekilde yayılır
  • 7-8 dk üzeri kızarmadan, kurumadan fırından alınır
  • Rulo sarılır ve ılıdıkdan sonra pişirme kağıdı sıyırılarak alınır (parçalamamaya dikkat edin)
  • Ilıkken içine nutella sürün bol bol, 1 adet muzu soyun olduğu gibi içine koyarak tekrar rulo sarın.
  • üzerine pudra şekeri serpin yanına istediğiniz meyveleri dilimleyin.
  • Hiç beklemeyin yiyin hemen, yapımı 20 dk bile sürmüyor, afiyet olsun. (pasta krizleri için)
TUZLU KURABİYE

Hepiniz biliyorsunuzdur, tuzlu kurabiye tek farkı süt kaymağı ile yoğurulması.

1 cup kadar koyu kıvamlı süt kaymağı, 1 yumurta, 1 cup rendelenmiş peynir, 1 kaşık yoğurt, aldığı kadar un (ben 2 cup un kullandım) Hepsini yoğurdum ele yapışamayan bir hamur olduğunda, şekillendirerek, üzerlerine yumurta sarısı ve susam sürerek, yaklaşık 180 dercede 20 dk pişirdim. Kıyır kıyır babaanne kurabiyeleri gibi oldu.

PAZAR KEYFİ (6 adet)
Belkide böyle bir tarif vardır. Artan patatesleri değerlendirmek için uydurdum, küp küp doğranmış haşlanmış patates, 1 yumurta, 1 kaşık yoğurt 2 kaşık un, yarım cup rendelenmiş peynir, maydanoz, fesleğen, karabiber, kırmızı pul biber, sosis aklınıza ne gelirse... 1 kaşık da kabartma tozu ile karıştırın, silikon muffin kaplarınıza paylaştırın. Yaklaşık 200 derecede 20 dk pişirin. Ben üzerlerine çıkarmaya yakın birer dilim sucuk ve kaşar ekledim.



Aşağıda görüldüğü üzere Mutfak kuşu bıcırık hepsinin tadına bakmıştır efendim.



11 Ocak, 2007

Beynelmilel bir şey !

Alışveriş yaparken kasada bunları görünce çocukluğum sinemalarını hatırladım. Çocukken oturduğumuz lojmanların sinemasında; çarşamba ve cumartesi günleri öğrenci matinesi yapılırdı.
Kuyrukta bekler, sinema kartlarımızı gösterir içeri girerdik. Yankılanan çocuk çığlıklarıyla bu defa lobideki kocaman oval büfenin önünde Sinemacı Avni amca'dan jiklet, leblebi, ve mahalle gazozcularının beyaz gazozunu alabilmek için itişip, kakışıp, bağrışırdık. Kapağı pof diye açılan gazozdan dumanlar çıkarken içine bir külah (böyle satılırdı) beyaz leblebi doldurarak, şişenin ağzını elimizle kapatarak çalkalar, çalkalar köpük yapıp içmeye bazende birbirimize fışkırtmaya bayılırdık.

Ağzıma sığdırmaya çalıştığım kocaman arap kızlı Mabel jikleti, kocaman balonlar yaparak tel kafeslerin arkasındaki film afişlerini tek tek okur, resimlerine bakardım. Büyülü perde açılıp film başladığında hep birlikte atılan çocukça kahkahalarla güler, korkunca sıraların aralarına saklanır, bittimi diye iki sıranın arasından filme bakıp, bitmemişse yeniden gözlerimizi yumar, kulaklarımızı kapardık.

Hangi artisti çok seversin diye sorulduğunda ben hep Filiz Akın'ı derdim. O hafta ne izlemişsek bütün hatfa bütün oyunlarımızda onu yaşardık. Kara murat, tarkan yada kızılderili filmi izlemişseksa birer dal parçası atımız olur ok-yay gezerdik, yada elimizde ütü kordonu mikrofon yapar şarkıcı olurduk...

Dağcılıkla ilgili film izlemişsek ağaçlara dağa tırmanır gibi tırmanırdık. Ah!!! zavallı annem :))
Nadia Commanençi'nin hayatını izledikten sonra atlama tahtası olarak annemin yatağını kullandığımızdan iki terlik yemişliğim de vardır.

Pazar günü kadınlar matinesi olurdu babaannemin eteğinden tutup ağlardım. Ayni filmi onunla da seyretmek isterdim. Bir gün böyle ağlaya ağlaya sinemaya gittik ama içeri almadılar. Babaannem benden ayrılamadı (Cadoloz ismim burdan gelir:)) Sinemacı Avni amca Babaanneme acıdığından "içeri almamız yasak ama makine dairesinden izlesin bari" diyerek beni makinistin yanında bir kasanın üzerine oturtup, film makaralarının yanından burnumu sile sile film izlemem izin verdiler.

Kan görmeye, dayak yiyen birini görmeye dayanamaz, Kızılderili filmlerine bayılırdım, hep kızılderilileri tutar onların topraklarının işgal edilmesine bir gecede hepsinin öldürülmelerine üzülürdüm, çoğu zaman ağlamaktan kızaran gözlerle dışarı çıktığımızda güneşe bakamaz olurduk.

Filmin başlamasını beklerken bunlar geçti aklımdan. Gençken bitti sinemaya gitmeler. Bir dönemin gençliği böyle ...sinemasız, kitapsız, tiyatrosuz...
Filmin bir sahnesinde Gülendam'ın arkadaşı "çocuklarımız; ortalık, toz, duman, kan içindeyken siz ne yapıyordunuz diye sorduğunda, ne söyleyeceksin ?" diye sordu;

Dönüp yanımda oturan kızıma baktım hiç sormadı bana, bu hiç sorulmadı bize!

Film bittiğinde öylece dona kalmış oturuyordum, gözlerimden boncuk boncuk akan yaşları saklayamadım. Yine çocukluğumda ki gibi ama bu defa yaşananları hatırlayarak kıpkırmızı gözlerle karanlığa çıktım. " Beynelmilel bir şey " satır satır bunlar geldi aklıma

SÖZÜM SANADIR
...
Gün gelir, suç sayılan erdem, erdem sayılan suç olur.
Gün gelir, içerideki dışarıda, dışarıdaki içerde olur.
Gün gelir seni bulur.
Sen ki insansın Sözüm sanadır
...
Erdal Atabek

ISPANAK SALATASI

Burada böyle kocaman göründüklerine bakmayın. Serçe parmağımın yarısı kadar büyüklükte. Biraz araştırdım; kuzu ıspanakmış adı, minik bebek ıspanaklar, kıyamadım öyle ateşte kavurmalara, suda haşlamalara salatasını yaptım.

  • Tek tek yıkanan ıspanaklar birkaç saat sirkeli suda beklettim, suyu süzdürdüm
  • üzerine bir kaç kaşık, yoğurt aslında tarifinde mayonez var ama ben 2 kaşık sızma z.yağ kullandım, kuru fesleğen , iki diş sarımsak, tuz karıştırarak akıcı bir sos hazırladım. (hazır salata soslarıda olabilir)
  • Ispanakların üzerinde gezdirdim. Üzerlerine havuç rendelenir ama ben şerit kestim.

Ispanak da çiğ nasıl olur diye düşünmeyin, çok farklı oluyor, ne tadı nede kokusu pişmiş ıspanağa hiç benzemiyor neye benziyor? derseniz henüz benzetemedim:)

04 Ocak, 2007

Kuzine birkaç yaşında :)

Çoktan geçen blog yıl dönümü.
Hikaye; 2004 yılının son aylarında arkadaş toplantımız için farklı salata tarifleri ararken Portakal Ağacı'nı ve tarif defterini bulmamla başlar. Tea Time, Ev Cini, Tarçın'nın Mutfağını onların verdiği linkleri uzun süre sessiz okur olarak hergün izledim. Yeni açılan bütün blogların neredeyse ilk yazılarını okur oldum.

Tea Time da gördüğüm gül tatlısını yaptıktan sonra o heyecanla açtığım kahvalti isimli bir bloğum oldu :)) ( itiraf ediyorum denemek için tea-time gül tatlısı tarifini copy-past yapmıştım) Bloğu açtım ve öylece kaldı :))
çünkü ne mail adresimin şifresini ne de kullanıcı şifremi hiç ama hiç hatırlayamadım.

Uzun süredir düşünüp de almaya cesaret edemediğim ekmek makinesini tarçına gelen yorumlardan cesaretlenip aldım birçok kişinin yaşadığı ekmek yapma sorunlarını hiç yaşamadan mis ekmekler yapmaya başladığım gün yeni blogda, ben de yaptıklarımı paylaşmak istedim. Blogcudan kuzine isimli bloğumu açtım, uzun süre oradan yemek bloglarını, günlükleri izledim, yazılar yazdım. Bloğuma ilk yorum yazan Pınar oldu gelen yorumlara cevap yazılması gerektiğini bilmediğimden :)) cevap yazmadan okudum.

Blogcu macerası sayfamda reklam logosu görünceye kadar sürdü. O gün orada yazmaktan vazgeçtim. Bütün arşivimi silerek Bizim Kuzineye yazmaya başladım

Önceleri yazılan yorumlar çok ilginç gelmişti; şekercim, canımcım, cicimcim, 2 kaşık da şundan koydum, 3 kaşık da bundan hımmm süper oldu, ellerine sağlık ... :))) sohbetleri benden çok uzakken, gülerek, eğlenerek okudum.

Bir şey daha itiraf ediyorum; başlangıçta bu sohbetlerle eğlenirken, ( bana kızmayın artık böyle düşünmüyorum) sonraları bir çoğunun ne kadar içtenlikle, samimiyetle, bildiğini paylaşmak için yazıldığını hissetmeye başladım, zamanla blog yazanların ve yorum bırakanların bir çoğunun ne kadar içten olduklarını gördüm.

Bazen türkçe isimlerinin ne olduğunu bilemediğim ülkelerden, Türkiye'nin birçok ilinden bloğumu ziyaret edenleri gördükçe bıraktıkları yorumları okudukça çok ama çok mutlu oluyorum. Bunu yazmadan geçemiyeceğim Surinam'lı ziyaretçimi çok merak ediyorum :)

Komşularım gibi hatta daha da yakın arkadaşlarım gibi görmeye başladım. Kimi zaman komşularımdan bile haberim olmazken, burada hasta ziyareti, doğum ziyareti, en yakın zamanda kavuşursunuz ziyareti, bebek dişi ziyareti, teselli ziyareti, tebrik ziyartleri...
yaparken buldum kendimi :))) O kadar çok şey paylaşıldı ki;


Evcininden ne yaparsan yap en mükemmelini bilinçli yap,
pastacıda, gelinciklerde kendini nasıl geliştirdiklerini,
Kedili mutfaklar oya'dan mutfağı keyifli hale getirmeyi,
Sibel'in Kahvesin'den farklı ekmekler yapmasını, gezi yazılarındaki sıcaklığı,
amatör blog yazarlığından profesyonelliğe geçişlerini,
Mutfakta Zen Tijen'den dergi tadında araştırmalarını gezi yazılarını,
Hanimiş'den farklı, pasta tekniklerini evde yapabilmeyi,
Nane Limon'da asla denemeye cesaret edemeyeceğim tariflerin yapılışını gördüm,
Bebek bekleyenleri,
Çocukların gözlerimizin önünde büyümelerini,
Yurt dışından yazan arkadaşların nasıl memleket özlemi yaşadıklarını, zamanında farkedemediğim neleri özlediklerini....
aklıma gelmeyen daha neler sevinçler, heyecanlar, üzüntüler...paylaşıldı

keşke daha güzel ifade edebilseydim dedim ya yaptım bir kendini bilmezlik, açtım bir blog.
Daha ne kadar sürer bilemiyorum ama çoğalan arkadaşlarla, arkadaşlıklarla devam etmesini isterim. Sizde neler hissettiğinizi yazarmısınız ? Sevgiler.