28 Ağustos, 2006

BEHRAMKALE, KADIRGA KOYU, DENİZ KIZI

İznim bitti evimize döndük, ardımızdan yağmurlar başladı. Anlatılacak çok şey var ama nerden başlamalı hangibirini anlatmalı bilemiyorum. Bloglarlarda bir hareket, fındıklı yemekler, domatesli yemekler, kimsecikler, makarnalar... (belkide takip edemediklerimde vardır) Tatil rehavetinden çıkmalı, mutfağa girmeli.

Bu yıl dilediğim gibi tatil oldu. Bu güzellikleri bilenler vardır elbette, çok yıldızlı deniz, güneş, beton binalardan dışarı çıkmadan yapılacak tatil yerine yöre köylerinin yaşamlarının içinde, gezerek, yapılacak tatili tercih ettim.

Ulusoy Travel 2005-Ağustos dergisinde Kadırga koyu ile ilgili gezi yazısını okuduğum günden bu yana Behramkale-Kadırga koyu bir tatili planlıyordum. Çanakkalenin ilk ve tek mavi bayraklı koy. Anlatılamaz berralıkta, yosunsuz, midyesiz, rengarenk minik çakıl taşlı, serin ve derin koya hayran kalarak döndük. Kıyıda bir minik bir deniz kızı bile gördük :)

Sıcakların dayanılmaz olduğu günlerde serin, Behramkale'nin taş evlerinde herkezler uyurken, erkenden uyanarak taş evlerin arasından, daracık taş sokaklardan geçerek, koyun sürülerinin çıngırak seslerini dinleyerek, derin mavi ardındaki Midilli adasına karşı antik merdivenlerden hayran, hayran çevreyi izleyerek yürüyüşler yaptım.

Athena Tapınağından etrafa bakarken yüzyıllarca yıl önce bile insanların ayni güzelliklere bakışlarını hissettim. Dergideki yazının bir bölümünde Himalayalarda yaşayarak Sai Baba öğreticisi olan İngiliz öğretmen; Asos ve çevresinde iyi-kötü-nötr enerjinin bir arada bulunduğu ve Athena Tapınağının bu enerjilerin düğüm noktası olduğunu söylermiş.

Yürüyüş sonrası Mis gibi köy ekmekli, kekikli sızma yağlı, ezine peynirli, yöre zeytinleri ile uzun uzun kahvaltılar yapıldı.
Köyün korunması için çok emek verilmiş yeni açılan dükkanlarda bile bunu görebiliyorsunuz. Bunlardan biri "Zeytin Evi" sahibinin içtenliği bu yazıyı yazmama neden oldu, Yörede zeytinyağının çok kıymetli olduğunu, hemen hemen her ev kendi zeytinliklerinden yağ ihtiyacını karşıladığını, içtenikle en pahalı ürünün en iyisi olmadığını, bir dükkan sahibi olarak :) olarak tek tek anlattı. Hakiki zeytinyağından yapılmış sabunları almayı unuttuğum için çok pişman oldum.

Akşam üzerleri köyün ve çevrenin en yüksek yerinden, karşı adanın ve civar köylerin ışıklarına bakan efil efil :) esen köy kahvesinden Alaattin Amca'nın tatlı tatlı anlatığı anılarını dinleyerek her zaman taze çaylarından içildi.

Ne kadar şanslı insanlarsınız ki burada yaşıyorsunuz dediğimde, gülerek; evlat, ben gençken bu köye taşlı köy diye kız verilmezdi şimdi ayvacıktan bile gelin geliyor" dedi. Gözlerindeki içtenliği, görmüş geçirmişliğinle, 78 yaşında hala çalışıyor.

Anlatılacak çok şey var, bir o kadar da fotoğraf var. Dergi yazarı Nilgün Kaya'nın Kadırga koyu yazısını tekrar okudum o kadar güzel anlatmış, merak edenler mutlaka bulup okumalı.

Her gidişimde Egede bir köyde, kuzineli bir evde yaşlanma isteğim daha da artıyor.
Devam edecek...

04 Ağustos, 2006

İLK KIZARAN DOMATES

İlk kızaran domatesim ne güzel bişeymiş, ne de güzel kokarmış, nasıl pırıl pırıl parlarmış, bunu pazardan alınca domates de kendin yetiştirince başka bişey gibi adını bulamadım ama başka bişeymiş gibi... siz bulun adını


İlk biberlerini de topladım yine 6-7 kg kadar fasulye topladım ne bereketli fasulyeler kalem gibi uzamışlar toplarken yoruldum :)

İyi tohum seçememişim çok bereketli oldular ama lezzetsiz fasulyelerdi, z.yağlısını sevmedik. Oya'nın yazdığı geldi aklıma üşenmedim bu sıcakta turşu yaptım onlardan. İki koca kavanoz fasulye turşumuz oldu... (Devam edecek)

Posted by Picasa